Genel

Diyabetik Ayak Yaraları

DİYABETİK AYAK NEDİR?

Diabetes Mellitus ya da genel bilinen adıyla “Şeker Hastalığı” insülin hormonundaki eksiklik veya bu hormonun etkisindeki bozukluğa bağlı olarak kan şekerinin yüksek seyrettiği kronik bir hastalıktır. Bu hastalık ülkemizde her 14 kişiden birinde görülmektedir. Hastalık insanda göz, böbrekler, damar tutulumu, duyu hissinin kaybolması gibi olumsuz sonuçlara sebep olabilir. Bu hastalığın yarattığı bir başka sorun da “Diyabetik ayak” olarak tanımlanır ve şeker hastalarının ayaklarında iyileşmesi güç yaralar olarak karşımıza çıkar. Şeker hastalarında enfeksiyona yatkınlık nedeniyle ayakta oluşan küçük bir yara kolaylıkla iltihaplanıp “Diyabetik Ayak Enfeksiyonu” ortaya çıkabilir.
Her 7-8 Diyabet hastasından birinde diyabetik ayak gelişmektedir. Travma-kaza sonucu olmayan ve ayak-bacak kayıpları ile sonuçlanan ameliyatların yarısından diyabetik ayak sorumludur. Tek başına bu veri bile diyabetik ayağın ciddiyetini göstermeye yetmektedir. Aşağıda, diyabet hastalarında görülen ayak şekil bozukluğu ve yaralarla ilgili birkaç örnek fotoğraf bulunmaktadır.  
      
    

DİYABETİK AYAK GELİŞİMİ AÇISINDAN KİMLER RİSK ALTINDADIR?
Her 7 diyabet hastasından birinin hayatının bir döneminde ayağında yara açılır. Bu yaralar iyi tedavi edilseler bile ayağın kesilmesine neden olabilir. İyi bir bakımla bu olumsuz sonuçlardan büyük ölçüde kaçınılabilir.  Bu nedenle kimlerin diyabetik ayak gelişimi açısından risk altında olduğunun bilinmesi ve bu gruptaki hastaların düzenli kontrollerden geçmesi büyük önem taşır. Diyabetik ayak gelişmesi yönünden daha fazla risk taşıyan bu hastalar;

Kan şekeri seviyesi yüksek seyreden kişiler
Ayakta daha önce yara açılmış kişiler
Ayakta his kaybı olanlar
Diyabete bağlı böbrek hasarı gelişenler
Görme bozukluğu/kaybı olanlar
Damar tıkanıklığı gelişenler
Ayak bileği hareketliliğinde azalma olanlar
Ayakta şekil bozukluğu olanlar
Ayakta kuruluk ve çatlakları olanlar
Yetersiz ayak bakımı olan kişiler
Ayak temizliğine dikkat etmeyenler
Sigara kullanımı olanlar
Şişman ( obez ) kişiler
65 yaş ve üzerinde olanlar
Ayak ve tırnakta mantar enfeksiyonu olanlar
Yanlış ayakkabı kullanan veya çıplak ayakla dolaşanlar (Resim 1’de gösterilmektedir).

Resim 1

DİYABETİK AYAK NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Diyabetik hastalarda, diyabetin uzun dönemde sinir, damar yapıları ve bağışıklık sistemi üzerine olan olumsuz etkileri nedeniyle ayaklarda şekil bozukluğu ve yara oluşma riskinde artış söz konusudur. Diyabetik hastalar, hastaneye en çok ayakta yara nedeniyle yatarlar. Bu yaraların tedavisi haftalar hatta aylar sürebilmektedir.
Diyabetik ayak yaralarının tedavisinde hasta; Dahiliye, Ortopedi, Kalp ve Damar Cerrahisi, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi, Sualtı Hekimliği ve Hiperbarik Tıp ve Enfeksiyon hastalıkları kliniklerinden oluşan bir ekip tarafından değerlendirilmelidir. Ayakta iltihap (enfeksiyon) varlığında uygun antibiyotik tedavisi başlanmalıdır. Yara bölgesindeki ‘’ölü doku’’ olarak adlandırılan kısımların cerrahi yöntemlerle yara bölgesinden uzaklaştırılması gerekir. Yara bölgesinin düzenli olarak pansumanı yapılmalıdır. Hastaların kan şekerlerinin normal değerlerde olması için uygun diyet ve insülin tedavisi düzenlenmelidir. Ayrıca yaranın üzerine basılması iyileşmeyi geciktireceğinden basıyı engelleyecek ortopedik önlemler alınmalıdır. Resim 2 alçı modeli bu amaçla hasta ayak yapısına uygun olarak yapılan, basıncın ayağın her bölgesine eşit dağılmasını sağlayan bası kaldırma alçısını, Resim 3 de yine aynı amaçla hazırlanan bir başka bası kaldırma modelini göstermektedir. Diyabetik hastaların yarısından çoğunda damarlarda tıkanıklık veya bozukluk oluşur. Bu durum yara bölgesine kan akımını azaltarak yaranın iyileşmesini engelleyeceğinden damarlardaki tıkanıklığın uygun yöntemlerle açılması gerekir. Hiperbarik oksijen (HBO) tedavisi diyabetik ayak yaralarında kullanılan yardımcı tedavi yöntemlerinden biridir. HBO ile hastaya yüksek basınçlarda oksijen solutularak yara bölgesindeki oksijen eksikliği giderilir, bakterileri öldüren bağışıklık sistemi hücrelerinin etkileri iyileştirilir, yara iyileşmesini sağlayan hücrelerin etkinlikleri arttırılır ve böylece yara iyileşmesi hızlanır.
Diyabetik ayak tedavisinde son yıllarda kullanılan bir başka tedavi yöntemi büyüme faktörleridir. Diğer tedavilere yanıt vermeyen hastalarda tercih edilir. Ayrıca kök hücre tedavisi, gelecekte diyabetik ayak yaraları gibi iyileşmeyen yaraların tedavisinde kullanılma potansiyeli bulunan ve araştırılmakta olan bir tedavi yöntemidir.


                 Resim 2                                                          Resim 3

DİYABETİK AYAKTAN KORUNMAK İÇİN NELER YAPILMALIDIR?
İlk olarak mutlaka kan şekeri seviyenizi normal sınırlar içinde tutmanız gerekiyor. Evde günlük kan şekeri takibinizi yapmanız ve düzensizlik gördüğünüzde doktorunuza başvurmanız gerekmektedir.

Öncelikli olarak risk altındaki hastalar ayaklarındaki koruyucu hissetme duyusunun kaybolacağını bilerek günlük ayak kontrolünü yapmalarının önemini anlamış olmalılar. Uygun ayak bakımı temel olarak ayak cildinin korunması, tırnak bakımı ve uygun ayakkabı seçimini kapsar.
Her gün ayaklarınızı ılık su ve sabunla yıkayınız. Özellikle parmak aralarınızı mutlaka yumuşak bir havlu ile kurulayınız. Olası bir kanama ya da iltihabı görmek için beyaz havlu tercih ediniz. Cildinizin kuruyup çatlamaması yumuşak ve nemli kalması için yumuşatıcı, nemlendirici bir vücut losyonu ya da ayak kremi kullanınız. Parmak aralarınızın kuru kalması


gerektiğinden, kremi parmak araları hariç tüm ayağınıza kullanınız.

  Ayak tırnaklarınızı keskin bir tırnak          makası ile kısa olamamak şartıyla    dikkatlice ve düz kesiniz. Kestikten sonra  törpüleyiniz ve sonra diğer parmağınıza  geçiniz. Görme problemleriniz varsa ya  yakınlarınızdan yardım alınız ya da  daha doğru olan ayak bakımınızı, düzenli  bir şekilde yaptıracağınız ve  sterilizasyona, temizliğe dikkat edilen bir  klinik bulmanızdır. Aksi takdirde  kullanılan ve steril olmayan  malzemelerden enfeksiyon kapma riskiniz  yüksektir. Ayrıca bilinçsiz yapılan pedikür  de ayağınızı riske atacaktır. Tercihen her  zaman kendinize ait manikür ve pedikür setinizi kullandırmanız en doğrusu olacaktır.

Her gün bir ayna yardımı ile ayaklarınızı kontrol ediniz. Ayaklarınızda renk değişikliği, kızarıklık, kesik, su toplaması gibi değişikliklerin olup olmadığına bakınız.
Çorabınızın lastiksiz olmasını tercih ediniz ve günlük olarak değiştiriniz. Çorabın ayağı sıkmamasına ve pamuklu olmasını dikkat ediniz.
Ayakkabınızı giymeden önce içinde yabancı cisim olup olmadığını kontrol ediniz. Ayakkabı seçiminizi mutlaka rahat, yumuşak, yuvarlak burunlu, lastik tabanlı ayakkabılardan tercih ediniz. Çorapsız ayakkabı kesinlikle giymemelisiniz. Ayrıca yüksek topuklu ayakkabılar ve ucu açık veya dar ayakkabılar da uygun değildir. Ayakkabı genişleyebilmesi açısından bağcıklı olması tercih edilmelidir. Ayrıca uzun süre kullanılmış, yıpranmış ayakkabılar rahatlığını yitirir ve sorunlara neden olur. Eğer ayaklarınızda şekilsel olarak bozukluk varsa mutlaka özel yapım ayakkabı tercih etmelisiniz. Yeni ayakkabılarınızı alışana kadar günde 2-3 saatten fazla giymemelisiniz.
Oluşan sertlikleri veya nasırları kendiniz kesmeyiniz. Kesik, tırnak batığı, mantar enfeksiyonu gibi durumlarda da hiçbir müdahalede bulunmadan bir ayak bakım uzmanına,
 ayak bakımı konusunda özelleşmiş bir kliniğe veya bir sualtı ve hiperbarik tıp uzmanı hekime başvurunuz.

Evde veya dışarıda kesinlikle çıplak ayakla dolaşmayınız. Ayağınıza batan yabancı bir cismi hissetmeyebilirsiniz.
Ayaklarınızı ısıtmak için soba, elektrikli ısıtıcı ve kalorifer peteklerine fazla yaklaşmayınız. Asla sıcak su torbası ile ayaklarınızı ısıtmaya çalışmayınız. Ayaklarınızda his kaybı olduğundan oluşacak olası yanıkları ve hasarları hissetmeyebilirsiniz.

Kaynak: Yara Bakımı Derneği

İnkontinans Alakalı Dermatit (Derin Pişikler)

İNKONTİNANS ALAKALI DERMATİT (PİŞİK)

  • İnkontinans Alakalı Dermatit (IAD), idrar ya da dışkı temasına bağlı deri hasarını tanımlar. IAD, önemli ölçüde rahatsızlığa neden olur ve tedavisi zor, zaman alıcı ve pahalı olabilir.
  • IAD icin kullanılan terimler
    • Bebek bezi/peçete/alt bezi dermatiti
    • Bebek bezi/peçete/alt bezi döküntüsü
    • İritan dermatit
    • Islak lezyonlar
    • Perineal dermatit
    • Perineal döküntü
  •  IAD için temel risk faktörlerinden farkındalığa ihtiyaç olmasına rağmen, uzman paneli, IAD için ayrı bir risk değerlendirme aracı geliştirilmesini önermemektediR.
  • IAD icin temel risk faktorleri şunlardır:■ İnkontinans tipi:– Fekal inkontinans (diyare/katı dışkı)– İkili inkontinans (fekal ve üriner)– Üriner inkontinans■ Sık inkontinans epizotları (özellikle fekal)■ Oklüzif toplama ürünlerinin kullanımı

    ■ Sağlıksız deri durumu (örn. yaşlanma/steroid kullanımı/diyabet nedeniyle)

    ■ Hareketlilikte bozulma

    ■ Bilişsel farkındalıkta azalma

    ■ Kişisel hijyeni sağlayamama

    ■ Ağrı

    ■ Vücut sıcaklığı yükselmesi (pireksi)

    ■ İlaçlar (antibiyotikler, immünosupresanlar)

    ■ Kötü beslenme durumu

    ■ Kritik hastalık.

  • Açık tenli bireylerde, IAD başlangıçta, pembeden kırmızıya değişebilen eritem olarak görünür. Koyu tenli hastalarda ise deri daha solgun, daha koyu, mor, koyu kırmızı veya sarı olabilir13. Etkilenen bölge genellikle sınırları belli olmayan kenarlara sahiptir ve büyük alanlar üzerinde yamalı veya sürekli görünümde olabilir.
  • Altta yatan enflamasyondan dolayı, deri bütünlüğünün bozulmadığı IAD alanları, etkilenmemiş çevre deriye kıyasla daha sıcak ve sert hissedilebilir. Veziküller veya büller, papüller veya püstülleri içeren lezyonlar gözlenebilir. Epidermis, değişen derinliklerde zedelenmiş olabilir; bazı olgularda bütün epidermis aşınarak, nemli, akıntılı dermis açığa çıkabilir.
  • IAD hastaları, etkilenen bölgelerde rahatsızlık, ağrı, yanma, kaşıntı veya karıncalanma hissedebilir. Epidermis sağlam olduğunda bile ağrı yaşanabilir. Ayrıca, IAD gelişimi, kirlenmenin sıklığı ve miktarı ile kötüleşen, bakım yükünde artma, bağımsızlık kaybı, aktiviteler ve/veya uykuda bozulma ve yaşam kalitesinde azalma ile sonuçlanabilir.
  • IAD hastaları ikincil deri enfeksiyonlarına duyarlı olup, kandidiyazis en yaygın olarak görülen IAD ile ilişkili ikincil enfeksiyonlardan biridir.
  • Döküntü, tipik olarak, merkezden başlayıp yayılan parlak kırmızı renktedir . Döküntünün kenarlarından normal derinin içine uzanan satellit lezyonlar (yani toplu iğne başı büyüklüğünde papüller veya püstüller) görülür.
  • Etkilenmiş olabilecek deri bölgeleri incelenmeli: perine, perigenital bölgeler, kalçalar, gluteal kıvrım, uyluklar, bel, alt karın ve deri kıvrımları (kasık, büyük abdominal pannus altı vb.■ maserasyon■ eritem■ lezyonların varlığı (veziküller, papüller, püstüller, vb.)■ erozyon veya denudasyon■ fungal veya bakteriyel deri enfeksiyonu belirtileri.
  • IAD ’den etkilenen derinin dağılımı değişkendir ve derinin idrar ve/veya feçes ile temas derecesine bağlı olarak perinenin (anüs ve vulva veya skrotum arasındaki bölge) çok ötesine uzanabilir.
  • Üriner inkontinansta, IAD, kadınlarda labia majore (dış dudaklar) kıvrımlarını ya da erkeklerde skrotum ve kasık kıvrımlarını etkileme eğilimindedir. Ayrıca alt karın ve anterior ve medial uyluklara kadar uzanabilir. Fekal inkontinans ile ilişkili IAD, perianal bölgeden başlar.
  • İnkontinans, basınç ülserlerinin gelişimi için iyi bilinen bir risk faktörüdür. IAD ve basınç ülserleri birçok ortak risk faktörüne sahiptir ve her iki durum da büyük olasılıkla sağlık durumu kötü ve hareketlilik ile ilgili sorunları olan hastalarda ortaya çıkmaktadır.
  • Bir kez IAD oluştuğunda, yüksek oranda basınç ülseri gelişme riskinin yanı sıra, enfeksiyon ve morbidite riskinde de artış söz konusudur. Basınç ülserleri gelişme riskinin ayrıca, IAD şiddet skorunun artmasıyla birlikte artış gösterdiği de saptanmıştır.
  • IAD’nin önlenmesi ve yönetimi için iki anahtar girişim kritik öneme sahiptir:
  • İnkontinansı yöneterek derinin idrar ve/veya feçes ile temasını azaltmak veya ideal olarak ortadan kaldırmak üzere geri dönüşümlü nedenleri (örn. idrar yolu enfeksiyonu, konstipasyon, diüretikler) saptamak ve tedavi etmek.
  • Yapılandırılmış bir deri bakım rejimi uygulayarak idrar ve/veya feçese maruz kalan deriyi korumak ve derinin etkili bariyer fonksiyonunu yeniden oluşturmaya yardımcı olmak.

İNKONTİNANS ALAKALI DERMATİTİN ÖNLENMESİ

  • Her gün ve her fekal inkontinans epizodundan sonra temizleyin
  • Minimal sürtünme gerektiren nazik bir teknik kullanın, deriyi ovalamaktan kaçının
  • Standart (alkali) sabunlardan kaçının
  • Yumuşak, durulama gerektirmeyen bir sıvı deri temizleyici ya da normal deri pH’sına benzer bir pH’ya sahip (inkontinans için tasarlanmış ve endike olan) önceden nemlendirilmiş bir temizlik mendili seçin
  • Mümkünse, yumuşak, tek kullanımlık, dokuma olmayan bir bez kullanın
  • Temizledikten sonra gerekirse deriyi nazikçe kurulayın

TEDAVİ

  • Kremler, yağ/lipit maddeler ve su emülsiyonları (yani karışımlarıdır) ve anlamlı ölçüde farklılık gösterebilirler. Bir kremin deri koruyucu olarak işlev görebilmesi için, bilinen bir bariyer bileşeni (örn. petrolatum, çinko oksit, dimetikon) tek başına ya da kombinasyon halinde içermesi gerekir.
  • Merhemler, yarı-katı olup, genellikle bir petrolatum baz ile formüle edilir ve kremlerden daha yağlı olabilir.
  • Pastalar, emici materyal (örn.karboksimetilselüloz) ve merhemlerin karışımıdır; soyulmuş nemli deriye yapışabilmek için kıvamı arttırır ancak ovularak temizlenmeleri daha zordur.
  • Losyonlar, etkisiz ya da etkin maddelerin süspansiyonunu içeren sıvılardır.
  • Filmler, bir çözücü içinde eritilmiş bir polimer (örn. akrilat bazlı) içeren sıvılardır. Uygulamanın ardından, deri üzerinde saydam koruyucu bir tabaka oluşturur.
  • Klinisyenler ve bakıcılar, bir hastanın derisine uygulanacak herhangi bir ürünün bileşenlerini kontrol ederek, hastanın duyarlı veya alerjik olduğu herhangi bir madde içermediğinden ve inkontinans hastalarında kullanım için endike olduğundan emin olmalıdır.

Stoma Bakımı

Sindirim Sistemi

Sindirim sistemi yiyeceğin vücuda alınımı,sindirilmesi,gerekli besinlerin ve enerjinin absorbe edilmesi ve atık maddelerin vücuttan atılmasını sağlar.Sindirim sisteminde yer alan organlar ağız,yutak,yemek borusu,mide,ince bağırsak,kalın bağırsak,rektum ve anüstür.Sindirime yardımcı organlar ise karaciğer,pankreas ve safra kesesidir.

sindirim-sistemi01   sindirim-sistemi02   sindirim-sistemi03

 

Stoma Ostomi Nedir?

Stoma : Ağız,açıklık anlamında yunanca kökenli bir kelimedir.
Ostomi : Bir açılma,ağızlaştırma oluşturmak amacıyla yapılan cerrahi işlemlerin genel adıdır.

stoma-ostami01

Bağırsak stomaları cerrahi müdahale ile ince
veya kalın bağırsağın bir bölümünün karın
duvarına ağızlaştırıldığı yapay bir açıklıktır.
2’ye ayrılır.

  1. Kolostomi
  2. İleostomi

Kolostomi

Kalın bağırsağın karın duvarına ağızlaştırılmasıdır.Geçici ya da kalıcı olabilir.

Geçici Kolostomi

Kalıcı Kolostomi

Kalın bağırsak tıkanmaları

Bağırsak yaralanmaları

Bağırsak delinmesi

Doğumsal bağırsak anomalileri

Bağırsakta yapılan bir işlemin
emniyetli bir şekilde iyileşmesini sağlamak  için açılır.

Anüsün çıkarılması gereken hastalıklar

Kalın bağırsağın son kısmının çıkarılması gereken hastalıklar

Anüs kas yapısının görevini yapamadığı hastalıkları

Kalın bağırsağın son kısmındaki kalıcı hastalıkları için açılır

Kolostomiler kalın bağırsağın üzerindeki açıldığı yere göre isimlendirilirler.

  • Stoma makattan ne kadar uzakta ise dışkı o derece suludur.
  • Genellikle vücudun sol alt tarafına açılır.
    cikan-kolostomi yatay-kolostomi inen-kolostomi sigmoid-kolostomi
    Çıkan Kolostomi Yatay Kolostomi İnen Kolostomi Sigmoid Kolostomi

İleostomi

İnce bağırsağın son bölümünün karın duvarına ağızlaştırılmasıdır.Genellikle karnın sağ alt kısmına açılır.İleostomiden gelen bağırsak içeriği kalın bağırsağa uğramadığından daha fazla miktarda,sıvı halde ve asidik olduğundan da yakıcı niteliktedir.

Geçici İleostomi

Kalıcı İleostomi

Kalın bağırsak tıkanmaları Kalın bağırsak ve anüsün çıkarılması gereken hastalıklar
Kalın bağırsak yaralanmaları Kalın bağırsağın alınmadığı fakat kas yapısının görev yapmadığı hastalıkları
Bağırsak delinmesi Kalın bağırsağın tıkayıcı bir hastalığa maruz kalması durumlarında
Doğumsal bağırsak anamolisi
Kalın bağırsak tümörleri
Bağırsakta yapılan bir işlemin emniyetli bir şekilde iyileşmesi gereken durumlarda açılır.

 

 

Stomanın Değerlendirilmesi

Stomanın boyu, genişliği,rengi stomanın tipine göre değişebilir.Normal şartlarda stoma ağız içi mukozası gibi parlak pembe,kırmızıya yakın renktedir. Stoma yapısında sinir yoktur bu nedenle ağrı hissedilmediği gibi gaz ve dışkı çıkışıda kontrol edilemez. Damar açısından zengin olduğundan silme esnasında hafif sızıntı şeklinde kanama da olabilir.
Stoma ameliyat sonrası ilk günlerde ödemlidir (şiştir) Ödem 6-8 hafta içinde küçülür. Stoma çevresindeki deriye peristomal bölge adı verilir. Kızarıklık ve tahrişin olmaması için dışkının deriye teması engellenmelidir.

Stoma Ostomi Bakımı

1 picture Stoma torbanızı değiştirme sırasında kendinize rahat bir ortam sağlayınız.
2 stoma-ostomi-bakimi02 Ellerinizi yıkayınız.
3 stoma-ostomi-degerlendirilmesi
stoma-ostomi-bakimi04
Kullanacağınız tüm malzemeleri kolay ulaşabileceğiniz bir yere hazırlayınız.(Çöp poşeti, ılık su, havlu kağıt-peçete-sargı bezi, sabun, adaptör, torba, pasta, eğri uçlu makas)
4 stoma-ostomi-bakimi03 Adaptörü değiştirmeden önce torbayı boşaltınız.
5 picture İşlem sırasında sırt üstü yatabileceğiniz gibi ayakta ve oturarakda değiştirebilirsiniz.
6 picture Eldiveninizi giyiniz.
7 picture Adaptörü cilde yapışmış olan üst tarafından tutarak yukarıdan aşağıya doğru bir elinizle cildi destekleyerek ciltten ayırınız.
8 picture Adaptörün ciltten kolay ayrılması için adaptörün çevresi ılık su ile ıslatılabilir.
9 picture Stoma ve çevresi ılık sabunlu su ile temizlenir.Gazlı bez yada yumuşak kağıt havlu kullanılabilir.Stoma çevresinin kuru olması önemlidir.
10 picture Stoma çapı stoma cetveli yardımıyla ölçülür.
11 picture Adaptör stomaya uygun ölçüde eğri makas yardımıyla kesilir.
12 picture Adaptör kesilirken stoma çapından 2 mm büyük kesilir.Adaptör stoma ölçüsünde kesilirse stomaya zarar verebilir çok genişde kesilmeyecek kesilirse sızıntı söz konusu olabilir.
13 picture Kestiğiniz adaptörün yapışkan kısmındaki kağıdı çıkartın ve iç kısmına pastayı sürün. Pasta stoma ile adaptör arasında bariyer görevi görüp sızıntıyı önler.Pasta stomanın çevresine de sürülebilir.
14 picture Adaptörün açıklığı stomayı içine alacak şekilde adaptör cilde yapıştırılır.
15 picture Parmağınızla adaptörün üzerine hafif bastırarak iyi yapışmasını sağlayınız.
16 picture Torbanızı adaptöre uygun olacak şekilde takınız.Alttan boşaltmalı torbaların önceden altı kapatmış olun.
17 picture Torbanın takıldığından emin olun.
18 picture Stoma bakımını açken yaparsanız dışkı gelmediğinden daha rahat yaparsınız.
19 picture Bakım sonrası 10-15 dk ayağa kalkmayın adaptör iyi yapışsın.
20 picture Malzemelerinizi toplayıp eldiveninizi çıkarın ve ellerinizi yıkayın.

 

 

Stoma ile Yaşam

Beslenme

Kolostomili ve ileostomili hastaların yeterli ve dengeli beslenmesi gerekir. Özel bir diyetleri yoktur.
Kilolarını dengede tutmalıdırlar. Kilo değişimleri stoma çapını değiştirebilir. Stoma çapının büyümesi, stomanın içeri kaçmasına ya da stoma çevresinde fıtıklaşmaya yol açar.
Her bireyin yiyeceklere olan tepkisi farklıdır. Beslenme sonrası sorunları en aza indirmek için bazı hususlara dikkat etmek gerekir.

  • Ameliyat sonrası ilk 4-6 hafta aşırı gaz yapan, şişkinlik ve ishale neden olan gıdalardan kaçınınız.
  • Yiyecekleri düzenli aralıklarla tüketiniz. Küçük parçalar halinde, iyi çiğneyerek lokmalarınızı yutunuz.
  • Sizi rahatsız eden yiyecekleri not edin ve diyetinizden çıkarın ya da kısıtlayın.
  • Yeni bir yiyecek deniyorsanız az miktarda ve tek başına alınız.
  • Aynı gün içinde birden fazla, farklı yiyecek almayınız. Eğer rahatsızlanırsanız hangisinin olduğunu anlayamazsınız.

Kolostomisi olanlar kabızlıktan korunmak için

  • Hazır gıdadan uzak durmalı
  • Yenilen sebze ve meyve miktarı artırılmalı
  • Hafif egzersizler yapılmalı
  • Kepekli yiyecekler tüketilmeli

İleostomisi olanların dikkat etmesi gereken durumlar

  • Günde en az 2 lt su içmeli
  • İshale neden olan gıdalardan çok tüketilmemeli (lahana, taze fasülye, ananas, portakal gb)
  • Lifli gıdalar iyi çiğnenmeli

Gaz Çıkarma

Stomalı bireyler gaz çıkışını kontrol edemezler. Bu nedenle gaz oluşumuna neden olan veya arttıran durumlardan kaçınmaları gerekir.

  • Çok hızlı yemek yemeyiniz ve yiyecekleri iyi çiğneyiniz
  • İçecekleri bir defada hızlı içmeyiniz, yudum yudum içiniz.
  • Öğünlerde aşırı yemeyiniz, sık sık ve küçük porsiyonlar halinde yiyiniz.
  • Yemek yerken konuşmayınız.(Konuşmak hava yutulmasına neden olur.)
  • Sigara içme, sakız çiğneme, ağız yoluyla nefes alma, pipet kullanma gibi havanın büyük miktarda yutulmasına neden olan durumlardan kaçınınız.
  • Yemeklerinizi düzenli olarak yemelisiniz. (Bağırsağın boş olması gaz üretiminin artmasına neden olur) Öğün atlamayınız.
  • Gaz oluşumunu artıran yiyecek ve içeceklerin alımını azaltın.

Koku

Stomalı bireyler torbalarından hoş olmayan koku gelecek endişesiyle kendilerini sosyal hayattan geri çekerler. Bunu engellemek için dikkat edilecek noktalar:

  • Torbanızın temizliğini düzenli olarak yapıp iyi yerleştirin.
  • Filtreli torba kullanın
  • Diyetinizde kokuyu önleyecek yiyecekleri artırın(yoğurt, kefir, maydonoz, nane, karanfil)
  • Kokuyu artıran yiyeceklerden uzak durun.
  • Kokuya neden olan ilaç /vitamin kullanıyorsanız, doktorunuz ile konuşarak farklı ilaç kullanın.

İshal (Diyare)

İshal özellikle ilesotomili hastalarda kolostomililere göre daha fazla karşılaşılır.
Nedenleri:

  1. Diyet: Posa içeriği yüksek gıdaların fazla tüketilmesi
  2. İlaçlar: Özellikle bazı antibiyotikler
  3. Enfeksiyon: İyi yıkanmamış, temizliğinden emin olunmayan gıdaların alımı
  4. Radyoterapi tedavisi sırasında
  5. Bazı bağırsak hastalıkları

Dikkat edilmesi gereken hususlar

  • Başka sağlık probleminiz yoksa su alımınızı artırınız
  • İshal yapan yiyecek ve içeçeklerden kaçınıp ishali önleyen gıdaları tüketiniz.
  • Koloslomi irrigasyonu yapmayınız.
  • İshaliniz kesilmiyorsa doktora muayene olunuz.

Kabızlık (Konstipasyon)

Kabızlık, kolostomili hastalarda daha sık görülmekle birlikte bireylerde yoğun endişe yaratan bir durumdur. Nedenleri:

  1. Hareketsizlik
  2. Yetersiz sıvı alımı
  3. Dengesiz beslenme ve dışkıyı katılaştıran gıdaların fazla alımı
  4. Bazı ilaçlar(Kemoterapi ilaçları-demir ilaçları )

Dikkat edilmesi gereken hususlar

  • Yemeklerinizi düzenli, az az ve sık sık yemelisiniz.
  • Diyetinizde bulunan sebze, meyve ve kepekli yiyecek miktarını artırın.
  • Bol sıvı tüketiniz.
  • Düzenli olarak hafif egzersiz yapınız.
  • Dışkıyı koyulaştıran yiyeceklerden kaçınınız.

Tıkanma

Tıkanma, kolostomili ve ileostomili hastalarda görülebilen bir durumdur. Sindirimi zor olan yiyecekler, bir defada fazla miktarda besin tüketmek, az çiğneyerek yemekleri yutmak tıkanmaya neden olabilir. Tıkanmaya pis kokulu sulu dışkı gelmesi, bulantı kusma, kramp tarzı ağrı şişkinlik eşlik edebilir.Tıkanmanın oluşmaması için şu hususlara dikkat edilmelidir:

  • Günde en az 2lt su içiniz(Başka bir hastalığınızdan dolayı sıvı kısıtlamanız yoksa)
  • Azar azar, sık sık besleniniz
  • Yiyecekleri küçük lokmalar halinde alıp iyice çiğnedikten sonra yutunuz.
  • Sindirilmesi zor yiyecekleri yemeyiniz ya da tüketimini azaltın. (Mısır, mantar, fındık, fıstık, ceviz, kuru üzüm,hindistan cevizi,kurutulmuş meyveler,sucuk,pastırma,salam-sosis gb.)

Tıkanma oluşmuş ise ılık banyo,bol sıvı alımı, yürüyüş önerilmektedir. Bunlara rağmen tıkanıklık devam ediyorsa acil bir durum olup doktora gitmek gerekir.

Renk Değişikliği

Stomadan gelen dışkının rengi, yenilen besinlerle alakalı kırmızı renkte olabilir. Kanama ile karıştırılmamalıdır. Ayırt etmek için:

  • Dışkıyı kırmızı renge boyayan besinleri öğreniniz. Bunlar kırmızıbiber, kırmızı renkli jöle, pancar, kırmızı likördür. Renk değişimi besin ile alakalı ise besinin diyetten çıkarılmasıyla renk düzelecektir.
  • Diyetteki kısıtlamaya rağmen düzelmiyorsa renk değişikliği ya da emin değilseniz doktorunuza başvurunuz.

 

Dışkıyı Katılaştıran Besinler

Elma, patates, muz, şeftali, yoğurt, peynir, pirinç lapası, şehriye, havuç, patates püresi

 

Dışkıyı Sıvılaştıran Besinler

Şeker ve şekerli yiyecekler, kızartma, tam yağlı peynir, yağlı et suları, yağlı soslar, kaymak, kepek ve kepekli yiyecekler, aşırı baharatlı salçalı besinler

 

Gazı Artıran Besinler

Bezelye, karnıbahar, lahana, brokoli, bürüksel lahanası, taze mısır, nohut, fasülye, pırasa, soğan, yumurta, süt ve süt ürünleri, ağır kokulu peynirler, kavun, turp, salatalık, turşu, limonata, asitli içecekler, kurubaklagiller

 

Kokuyu Artıran Besinler

BESİNLER Balık, yumurta, soğan, sarımsak, yeşil sebzeler, kurubaklagil, peynir, brokoli, baharatlı yiyecekler

 

Kokuyu Azaltan Besinler

Yoğurt, yayık ayranı, nane

 

Sindirimi Zor Besinler

Mısır, mantar, fındık, fıstık, ceviz, kuru üzüm, hindistan cevizi, kurutulmuş meyveler, sucuk salam-sosis gibi besinler meyve çekirdekleri

 

Giyinme

Stoma torbaları vücuda uyumlu olup özel bir giysi temin etmeye gerek yoktur. Yalnız stomanız bel hizasındaysa, kemer ve beli sıkı pantolon- etek giymekten kaçınınız. Kemerinizin stomanızın altında veya üstünde olmasına dikkat etmelisiniz.

 

Banyo Yapma

Stoma torbanız takılı iken ya da çıkartıp banyo yapabilirsiniz. Torbalar kısa süreli (10-15 dk) suya dayanıklıdır. Ancak banyo sırasında torbanızın çıkabilme ihtimali az da olsa vardır. Banyo suyunuz aşırı sıcak olmamalıdır. Sabun ve su stomanıza zarar vermez, içine kaçmaz. Bir miktar kaçsa da sorun olmaz.
Kolostomili bireyler torbalarını çıkarıp rahat banyo yapabilirler. İleostomili bireylerde torbanın çıkarılması( geleninin fazla olması sebebiyle) sorun olacağından torbayla banyo yapmaları önerilir.
Stomanızı temizlerken keselemeyiniz. Cilt ve stomayı yumuşak hareketletle sabunlu suyla temizleyiniz.

 

Fiziksel Aktivite

Ameliyat sonrası kendinizi iyi hissettiğinizde yaklaşık 6-8 hafta sonra doktorunuzun izni ile ağır olmayan hafif sporlar yapabilirsiniz. Yürüyüş, yüzme, masa tenisi,koşu,golf hafif sporlara girerken karın kaslarını zorlayan halter,boks,güreş ağır sporlara girmektedir.Spora başlamadan önce torbanızı boşaltın.Ağır kaldırmamaya dikkat edin.

 

İşe Dönme

Ameliyattan 6-8 hafta sonra doktorunuzun izni ile ağır fiziksel güç gerektiren iş olmamak kaydıyla çalışabilirsiniz. İşyerinin tuvaletinde stoma temizliği için malzemeler bulundurulmalıdır.

 

Seyahat

İyileştiğiniz ve stoma bakımını yapabildiğiniz sürece istediğiniz yere seyahat edebilirsiniz.

  • Yolculuğa çıkmadan torbanızı boşaltın.
  • Emniyet kemerinizi stomanızın üzerine getirmeyin.
  • Acil durumları göz önüne alıp fazla miktarda malzemeyi yanınıza alın.
  • Valizin bagajda kaybolma ihtimali ile el çantanıza da malzeme koyun.
  • Gazlı ya da asitli yiyecekler tüketmeyin.
  • Seyahatinizi uçak ile yapıyorsanız basınçtan dolayı gaz oluşumu artabilir. Torbanızı sıkı sık kontrol ediniz.
  • Gittiğiniz yerde çeşme suyu içmemeli ve şişe suyu kullanmalısınız. Hatta stomanızı temizlerken de şişe suyu kullanınız.
  • Denize ya da havuza girerken desenli mayo seçebilirsiniz. Bayanların bikini yerine tek parça mayoları, bayların şort tipi mayoları seçmeleri önerilir.
  • Denize gireken stoma kepi kullanılması önerilir.

İlaç Kullanımı

Doktor önermeden ilaç kullanmamalısınız. İlaç başlanacağı zaman doktorunuza ostominiz-stomanız olduğunu söyleyiniz. Alınan ilaçlar ishal,kabızlık yapabildiği gibi renk değişikliği de yapar. İlaç alırken dışkıda değişiklik söz konusu olabilir.

  • Antibiyotikler,Vitaminler ………….. Kokuya neden olur
  • Antideprasanlar, Demir Preparatları, Antihistaminikler …….. Kabızlık yapabilir
  • Narkotik analjezikler,Antiparkinsonistler
  • Antibiyotikler,Kemoterapi Ajanları ………….. İshal yapabilir
  • Demir hapları(siyah) …………… Renk değişikliği
  • Antibiyotikler(yeşil-gri) yapabilir.

Geçmeyen ishal ve kabızlıkta doktora başvurunuz.

İbadet

Diyanet kurumu stomalı olmanın, abdest almak ve namaz kılmak için bir engel oluşturmadığını belirtmiştir. Stomanızın olması oruç tutmanıza engel değildir. Fakat oruç yetersiz sıvı alımına, bağırsaktaki sıvının azalmasına ve bulantıya neden olur. Bunlar göz önünde bulundurulup doktorun izniyle hareket etmek gerekir.

Cinsel Yaşam

Stoma normal cinsel hayatınızı sürdürmeye engel değildir. Fakat geçirilen ameliyata göre yaşanılan psikolojik etkinin yanı sıra cinsel fonksiyonu sağlayan sinirlerde de hasar gelişebilir ve buna bağlı sorunlar ortaya çıkabilir. Bunlar, kadınlarda cinsel ilişki sırasında ağrı, cinsel organın iç yüzeyinde daralma ve kuruluk, erkeklerde ise sertleşmede zorluk ya da boşalmada problemler gibi durumlardır. Böyle bir durumda doktora danışmalısınız.
Vücudunuzdaki değişim, endişeleriniz psikolojinizi muhakkak etkilemiştir. Eşiniz ile duygularınızı paylaşmak ve onun endişelerine de cevap vermeniz ikinizi de rahatlatacaktır. Karşılıklı anlayış ve sevgi sorunlarınızı çözmeye yardımcı olacaktır. Mümkün olduğu sürece özel anlarınızda torba kılıfları, küçük torba, kep ya da tıpa kullanabilirsiniz.

Hamilelik

Tıbbi bir sakınca olmadığı takdirde doktor kontrolünde hamile kalabilirsiniz. Eğer gebelikten korunmak için doğum kontrol hapı kullanıyorsanız, hapın ince bağırsaktan emilmeden dışkı ile atılacağını düşünerek başka yöntem seçmelisiniz. Bebeğinizi emzirmede sakınca yoktur. Bebeğinizi emzirmeden önce torbanızı boşaltmalısınız.

Venöz Yaralar

VENÖZ ÜLSER 
Venöz ülser, bacak toplardamarlarındaki yetmezlik nedeniyle genellikle ayak bileği çevresi ve bacakta açılan yaradır. Halk arasında varis yarası olarak da bilinmektedir. Bu yaralar genelde çok zor iyileşir ve tekrarlayabilir.
Hastalığın genel olarak görülme sıklığı 1000’de 1 ile 4 arasında değişmektedir ancak yaşla görülme sıklığı da artar. Genç yaşlarda kadın ve erkeklerde eşit görülse de 40 yaş üstünde kadınlarda daha sıktır.
Bu yaralar neden olur?
Toplardamarlar oksijeni azalmış olan kanı kalbe geri getiren damarlardır. Ancak aktif bir kasılma ve pompalama sistemi yoktur. Bu nedenle kanın yerçekimi etkisi ile geri kaçmasını engellemek için damar içinde kapakçıklar bulunur. Venöz ülserlerin, bu kapakçıkların yapısında bozukluk nedeniyle geliştiği düşünülmektedir.
Kapkçıkların yapılarınıdaki bozulma çeşitli nedenler kimi zaman da yaş ile olur. Kanın kalbe dönüşü bozulur ve bacak damarlarında göllenmeye başlar. Bu, toplardamar içinde basınç artışına sebep olur. Sürekli yüksek basınç nedeni ile dokularda ve özellikle bacak derisinde bozulma,dei varisler, şişlikler son olarak da bacaklarda yaralar (venöz ülser) oluşur.
Kimlerde venöz ülser gelişme riski daha fazladır?
Bazı durumlarda venöz ülser görülme sıklığı artar. Bunlar:

* İleri yaş
* Obezite
* Hipertansiyon
* Diyabet
* Kalp Yetmezliği
* Böbrek Yetmezliği
* Düşük sosyoekonomik düzey
* Geçirilmiş bacak travmaları
* Venöz tromboz geçirmiş olmak, olarak sıralanabilir.

Venöz ülserlerin özellikleri ve belirtileri nelerdir?
Hastalığın ilk belirtisi genellikle ayak bileği iç kısmında ve bacak ön yüzünde olan şişliktir (ödemdir). Eğer şişliğin bulunduğu bölgeye parmağımızla bastırırsak parmağımız içe doğru gider ve çukur oluşur. Bu çukurluk parmağımızı kaldırdıktan sonra da kalır. Yine bu bölgede kaşıntı, variköz damar genişlemeleri olabilir. Yaralar, genelde bacakta venöz basıncın en yüksek olduğu, diz altında ve özellikle bileklerin üzerinde (tozluk kısmı olarak da bilinir) olur. Yara genellikle pembe/kırmızı renkte ve akıntılı olup kenarları düzensizdir. Yaranın etrafı kahverengi kalınlaşmış deri ile çevrilidir ve kepeklenme görülebilir. Hastaların ayak ve topukları genelde normaldir. Hafif ağrı ve hareket kısıtlılığına neden olabilir. Ağrı ve şişlik bacağın yüksekte tutulmasıyla azalabilir. Ülserler iyileşirken iz bırakır ve tekrarlayabilir.

Venöz ülser yaraları


Venöz ülser tanısı nasıl konur?
Öncelikle fizik muayene yapılır. Hastanın daha önce venlerinde pıhtı, varis ameliyatı veya girişim ve ailede benzer bir durumun varlığı sorgulanır. Bu bilgiler ışığında venöz ülser düşünülürse tanı görüntüleme yöntemleri ile desteklenir.
Bu görüntüleme yöntemleri nelerdir?
En sık faydalanılan yöntem doppler ultrasonografidir. Bu yöntem ile bacaktaki venler tıkanıklık ve kaçak yönünden değerlendirilir. Özellikle de yara tabanı ve çevresindeki venlerde kaçak olup olmadığına bakılır.
Çok nadir olarak MR, BT venografi gibi detaylı görüntüleme yöntemlerine başvurulabilir.
Yaralar nasıl tedavi edilir?
Tedavi iki amaç vardır. Başta mevcut yaranın iyileştirilmesi, sonrasında ise yeni bir yaranın açılmasını engellemek amaçlanır.
Yaranın iyileşmesi için yara bakımı ve çok katlı kompresyon bandajı esastır. Yara bakımı hekimin önerdiği şekilde düzenli aralıklarla yapılmalıdır. Kompresyon bandajı da hekimin uygun gördüğü sıklıkta eğitimli ve deneyimli bir sağlık personeli tarafından uygulanmalıdır.
Altta yatan nedenin tedavisi ise meydana gelmiş olan toplardamar sorununun ortadan kaldırılması ile mümkündür. Bunun için uygun görülen hastalara operasyon önerilebilir. Pek çok hastaya da varis çorabı önerilmektedir.

Çok katlı bandaj ve uygulanması:

Venöz ülserli hastada tedavi yapılmaz ise ne olur?
Venöz ülser tedavi edilmediği takdirde ilerleyen bir hastalıktır. Eğer uygun tedavi yapılmazsa yara genişleyebilir ve infekte olabilir. Bunun sonucunda yara daha derin dokulara, hatta kemiğe kadar ilerleyebilir.
Yara iyileştikten sonra yeniden açılmaması için ne yapmak gerekir?
Varis çorabı kullanılmalıdır. Çorap giymeyenlerde 5 yıl içinde tekrar yara açılma riski %69 iken, çorap giyenlerde bu oran %32’dir. Bu hastaların mutlaka varis çorabı kullanmayı bir alışkanlık haline getirmesi gerekir.
Ayrıca günlük hayatta dikkat edilmesi gereken bazı durumlar da vardır. Bunlar hem hastanın hayat kalitesini artırır hem de yeni bir yaraya karşı hastayı korur:
* Mutlaka sigara bırakılmalıdır.
* Kilolu hastaların kilo vermesi gereklidir.
* Ayakta sabit durmaktan kaçınılmalı; yürüyüşler yapılmalıdır.
* Uzun süre ayakta kalınan bir günün ardından en az 10-15 dakika bacaklar yukarı kaldırılmalı, duvara vs… dayayıp uzanılmalıdır.
* Kan dolaşımını rahatlatmak için geniş kıyafetler giymelidir.
* Çorap lastiklerinin bacak ve ayakları sıkmamasına dikkat edilmelidir. (Bu bölgelerde yara oluşabilir.)
* Evdeyken (tv izlerken vs…) bacakları sarkıtarak oturmak yerine bacakları uzatarak oturmak tercih edilmelidir.
* Hekimin önerisi doğrultusunda varis çorabı kullanılmalıdır.
* Varis çorabı pek çok kişi tarafından yanlış kullanılmaktadır. Varis çorabı hastanın toplardamarlarının en boş olduğu aşamada giyilmelidir. Öncelikle hasta yatağa yatmalı ve bacağını 5-10 dakika yukarı kaldırmalıdır. Ardından varis çorabını giymelidir. Gün içinde ayakta kaldığı süre içinde varis çorabı ile dolaşmalıdır. Gece yatarken çorabın giyilmesi gerekli değildir.
* Bacak kaslarını kuvvetlendirici egzersizler yapılmalıdır.
* Hekim tarafından verilen ilaçlar düzenli kullanılmalıdır.
Venöz yetmezlik hastalarının günlük olarak yapabileceği egzersizler nelerdir?
Bu egzersizler bacak ve baldırda bulunan kas pompasının kullanılarak toplardamarların içinde bulunan kanın kalbe dönüşünü arttıran hareketlerdir. Bu hareketler aynı zamanda varis oluşumunu da engellemektedir.
1. Sırt üstü rahat ve yumuşak bir yere yatın ve ellerinizi boynunuzun arkasında birleştirin. Ayaklarınız gergin olacak şekilde uzatın ve dizlerinizi karnınıza doğru bükün. Bu pozisyondayken bacaklarınızı gergin olacak şekilde yukarı doğru uzatın ve yavaş olarak başlangıç pozisyonuna dönün. Bu egzersizi 5-20 defa tekrarlayın.

2. Bacaklarınız minder üzerindeyken sırt üstü yatın. Ayak parmaklarınızı katlayın ve zorlayarak sonuna kadar açın. Parmaklarınızı açıp kapatarak bir dakika boyunca bu hareketi yapın.

3. Oturur pozisyonda veya seyahatteyseniz her iki ayak parmaklarınızın üzerinde yükselip geri aynı pozisyona getirin. Bu pozisyonu gün içinde en az 5 dakika boyunca yapınız.

4. Yine oturur pozisyondayken bacaklarınızı ileri doğru uzatıp kalçalarınızla aynı veya daha yüksek hizaya getirip tekrar aynı pozisyona getirin. Bu pozisyonu da yine gün içinde en az 5 dakika boyunca yapınız.

Kaynak: Yara Bakımı Derneği

Yanıklar

Yanıklar, Yanık Nedir, Yanık Tedavisi İlkyardım

Isı, kimyasal maddeler, elektrik ve radyasyonun etkisi ile deride olan yaralara yanık denir.

a) Yanıkların Sebepleri

Yanıkların sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:

a) Yüksek ısı
1 .Yaş ısı: Kaynar su, buhar, sıcak yağ.
2.Kuru ısı: Kızgın maden, güneş, kor ateş, sürtünme, alev vs.

b) Kimyasal Maddeler
1 .Asit maddeler (sülfürik asit, hidroklorik asit)
2.Alkali maddeler (Potasyum hidroksit, sodyum hidroksit, sönmemiş kireç)
3.Fosfor ve diğer kimyasal maddeler
4.Harp gazlan. Örneğin; (vezikül) içi su dolu kabarcık yapan gazlarla olan yanıklar.
Hardal gazı bunların en tipik örneklerdir.

c) Elektrik
1. Düşük voltajlı elektrik ile :(1000 volltan düşük) 2.Yüksek voltajlı eletkrik ile : (1000 volttan yüksek)

d) Radyasyon
l)Alfapartikülleri
2)Betapartikülleri
3) Gamaışını
4) Nötron ışını,
5) Röntgen ışını

b) Yanık Yüzdesi

Vücut yüzeyi “Dokuzlar Kuralı’na göre hesaplanır. Yetişkin bir kişide kolların her biri vücut düzeyinin %9 olmak üzere %80’ini meydana getirir. Her bir bacak %18’ini, göğüs ve karın birlikte vücudun ön yüzü %18’ini, vücudun arkası %80’ini, baş %9, kasık bölgesi %1’ini teşkil eder. Vücut yüzeyinin %20’inden fazlasını meydana getiren yanıkta hayat tehlikeye girmektedir.

c) Yanık Çeşitleri, Yanık Dereceleri

1- Vücut dokularının yanma derecelerine göre yanıklar üç gruba ayrılır.

a) Birinci derece yanık: Deri yüzeyi kızarmış, hafif şiş, duyarlı ve basmakla ağrılıdır. Güneş yanıkları bu gruba girer.

b) İkinci derece yanık: Yukarıda belirtilenlere ek olarak deri üzerinde içi su dolu kabarcıklar olur. 5 cm ‘den büyük böyle bir yanığı olan kişi kesinlikle hastahaneye gönderilmelidir.

c) Üçüncü derece yanık: Derinin bütün kalınlığını içine aldığı gibi bazen daha derinlere, kemiğe kadar yanık olabilir. Böyle yanığı olanlar hemen hastahaneye gönderilmelidir.

2- Yanıkların büyüklüklerine göre:
a) Küçük yanıklar,
b) Büyük yanıklar diye ikiye ayırabiliriz.

a) Küçük yanıklar:
(1) l’inci dereceden olan yanıklar
(2) 2’inci dereceden olup ta vücut yüzeyinin yüzde ikisinden az olanlar.

b) Büyük yanıklar:
(1) 2’inci dereceden olupta yüzde, eklemler üzerinde, el ve ayaklarda, kalçalarda olan yanıklar.
(2) Vücut yüzeyinin yüzde ikisinden fazla olan 2’inci derece yanıklar.
(3) Bütün 3’üncü derece yanıklar, büyük yanıklardır,

Yanıkta Acil İlk Yardım

(1) Parmağınızda olduğu gibi küçük bir yeriniz yanmışsa içinde küçük buz parçalan bulunan su dolu bir bardağa sokunuz ya da soğuk temiz musluk suyu altında 10 dakika tutunuz.
(2) Eğer yanık ikinci derece yanık ise ve 5 cm’den büyükse ya da üçüncü derece yanıksa mutlaka hastahaneye gönderiniz.
(3) Yanık yer üzerine yoğurt, salça, diş macunu gibi hiçbir şey sürmeyiniz. Hava ile ilişkisini kestiğinden ağrı azalır. Fakat yanık yerin iyileşmesini, bakımını ve teşhisini zorlaştırır. İltihaplanmasına sebep olur.
(4) Mikropsuz pansuman varsa onu koyunuz. Eğer yoksa temiz bir mendil ya da çarşafla örtünüz. Aksi durumda açık bırakınız. Yanık yerin hava ile ilişkisinin kesilmesi ile ağrı azalacaktır. Genellikle 5-7 gün açmayınız.
(5) İçi su dolu kabarcıkları (bül) kesinlikle patlatmayınız. Eğer patlamışsa üzerine temiz bir pansuman, yoksa mendil örtünüz ve üzerinden sarınız.
(6) Yanıklı hastayı sakin olarak ılık bir yerde dinlendiriniz.
(7) Şok durumunu önleyiniz. Şuuru yerinde ise ağızdan bol miktarda sulu gıda veriniz.
(8) Yanık kol ya da bacağı kalp seviyesinin yukarısına kaldırınız.
(9) Ağrısını ve rahatsızlığını azaltmak için Aspirin veriniz.
(10) Yanık koldaki bilezik veya parmaktaki yüzük mutlaka çıkarılmalıdır. Aksi halde kol ya da parmağı sıkarak kangrene sebep olabilir.
(11) Ateş ve ağrıda artma olursa doktora gönderiniz.
(12) Büyük yanıklarda yanık üzerine steril (mikropsuz) pansuman koyup hemen hastahaneye gönderiniz.
(13) Elektrik sonucu olan yanıklar görüldüğünden daha derindir. Aynı zamanda sinirler de yaralanabilir. Aradan geçen günler içinde yanık yerin ne kadar çok derin ve büyük olduğu görülür. Bu bakımdan evde tedavi etmeyiniz. Mutlaka hastahaneye gönderiniz.

Yanıkta Şunları Yapmayınız

(1) Büyük yanıklarda kesinlikle yanık pomadı sürmeyiniz. Doktorun yanık yarasına bakarak karar vermesini güçleştirirsiniz.
(2) Kızgın yağa batmış ellerinize birdenbire çok soğuk su serpmeyiniz. Sıcak buhar daha fazla yanık yapar.
(3) Deriye yapışmış elbiseyi etrafından keserek çıkarınız.
(4) Su kabarcığı (bül) varsa delmeyiniz. İltihaplanma (enfeksiyon) tehlikesini arttırmış olursunuz.

“Kesinlikle herhangi bir yanığa maruz kalındığında diş macunu, biber salçası, balmumu, süt ve yoğurt sürülmesi gibi işlemler uygulanmamalıdır. Bu tür hatalar kişinin yaşamı için olumsuz sonuçlar doğurabilir.”

Yanık tedavisi nasıl yapılır?

“Hastanın yaşadığı yanma durumuna göre tedavi uygulanır.

  1. Derece dediğimiz hafif ölçekli yanıklarda ağrıyı kesen merhemler kullanılır ve hasta ayakta tedavi edilebilir.
  2. 2. ve 3. Derece yanıklar da ise açık veya kapalı pansuman yapılır. Özel bölge yanıklarında deri grefti dediğimiz vücudun başka bir bölümünden deri parçası alınarak bir nevi yama dediğimiz işlem uygulanır. Fakat yanık tedavileri estetik cerrahisinde en zor tedavi yöntemlerindendir. Aynı zamanda bir diğer yöntem olan silikon şilt tedavisi de yara ve yanık izlerinin silikleştirilmesin de uygulanır.
  3. Yanık bölge sıkıca sarılıp uzun süre kullanılması gerekir. Mutlaka uzman hekimler tarafından yapılmalıdır.
  4. Yanık tedavilerinde önemli olan başka bir konu ise hastanın erken tedaviye başlamasıdır. Bu şekilde yanık tedavisindeki süreç değişecektir.”

Yanık izleri tamamen ortadan kalkabilir mi?

“Özel bölge yanıkları dediğimiz el, yüz, boyun, kol, genital bölge yanmaların da bir cerrah için söz konusu, iz kalması durumu değildir. Önemli olan bu bölgelerdeki işlevsel durumun devamlılığını sağlamaktır. 3. derece yanıklar olarak adlandırılan derin yanıklarda deri komple değiştirilse bile izleri tamamen yok etmek mümkün değildir. Ancak azaltılır ve yapılabilecek en iyi tedavi hasta için uygulanır.”

Basınç (Yatak) Yarası

yasli-bakimi

Yatak yarası (basınç ülseri, bası yarası, dekübit) yırtılma, sürtünme, uzun süre basınca maruz kalma veya diğer faktörlerin etkisiyle vücuttaki deri ve deri altındaki dokularda meydana bölgesel doku zedelenmeleri sonucu  deri ve kas üzerinde gelişen yaralanmalardır.